Merzifon Muallimhaneler
Ilkokul seviyesindeki ögretimin yapildigi bu okullarin sayisini Evliya Çelebi yetmis civarinda diye belirtmis olmasina ragmen kaynaklarda sekiz tanesi ancak tespit edilebilmistir.
Ilkokul seviyesindeki ögretimin yapildigi bu okullarin sayisini Evliya Çelebi yetmis civarinda diye belirtmis olmasina ragmen kaynaklarda sekiz tanesi ancak tespit edilebilmistir.
Merzifon, Türkler tarafindan fethedildigi zaman, ilk ulu camisinin nerede bulundugunu bilmiyoruz. Ancak Halil Edhem Eldem’in Tarihi Osmani Encümeni Mecmuasi’nin 43. sayisinda yayinladigi “Merzifon’da Pervane Muîniddin Süleyman Namina bir Kitabe” konulu kisa yazisinda; 1264-65 tarihinde Pervane Süleyman’in bir cami yaptirdigi bilinmektedir. Ancak cami 1904 yilinda çikan yanginda tamamen yanmis, 1906 yilinda yeniden insa edilmek istenmisse de mümkün olmamis ve arsasi 1927-28 yillarindaki vakif arazi satisi furyasinda satilmistir.
Günümüzde Belediye’nin mülkü durumunda olan arsa baraka tarzinda dükkanlarla çevrelenmistir.
Kara Mustafa Paşa Köyü’nde (Marınca) 1666 yılında Kara Mustafa Paşanın annesi Abide Hatun tarafından inşa ettirilmiştir. Dikdörtgen planlı, ahşap tavanlı cami zengin kalem işi bezemelere sahiptir.
Hacihasan mahallesinde yer alan cami 1714 yilinda yapilmis, 1871′de tamir ettirilerek yenilenmistir. Dikdörtgen planda olan eser önceleri ahsap iken, 1871de duvarlar yeniden ve kârgir olarak yapilmistir. Caminin en güzel tarafini olusturan, ahsap boyali tavani da bu tamir esnasinda yapilmistir. Bilhassa orta kisim nakislari XIX. yüzyil ahsap nakisçiliginin en güzel örnekleri arasinda sayilabilir. Geometrik sekillerle süslü olan tavanin belli basli motifleri, altigenler, baklavalar ve natüralist çiçek motifleri, bir ters bir düz konmus olan palmetlerdir. 1940 yilinda yine bir onarim görmüs olan caminin avlusuna 90′li yillarda caminin tarihi karakteri ile bagdasmayan abdest alma yeri yapilmistir.
Hacibali mahallesinde bulunan caminin diger adi da Ahçi Hüseyin Aga camidir. Distan basit ve dikdörtgen planda bir yapi olan Çay Camiinin yapildigi tarihi belirten herhangi bir kayit bulunmamaktadir. Fakat caminin bugüne kadar gelen rivayetlere göre Ahçi Hüseyin Aga tarafindan yaptirilmis oldugu ve öte yandan tavan nakislarinin diger camilerdeki benzer örneklerinin yapilis tarihleri ile kiyaslanarak XVIII. veya XIX. yüzyil içinde insa edilmis olabilecegi kabul edilebilir.Yari ahsap olan caminin üzeri kiremitli bir çati ile örtülmüs bulunmaktadir. Iç mekanda dikkati çeken ve caminin en güzel tarafini teskil eden özellik tavan süslemeleridir. Kuzey cephede beden duvarlarinin uzantisi olan yan duvarlar ve bu duvarlari ortada bir paye ile birlestiren iki sivri tugla kemer son cemaat yerini meydana getirmektedir.
Gazi Mahbup Mahallesinde, eski ekin pazarinin girisinde bulunan eserin yapilis tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Fakat Bozaci Camii adiyla taninan mescidi, bölgedeki diger eserleri de göz önüne alarak tarihlendirmek gerekirse muhtemelen XVI. veya XVII. yüzyillarda yapilmis olabilecegi kabul edilebilir. Bozaci Camii, kesme tastan yapilmis beden duvarlari, sekizgen kasnakli ve kiremitle örtülü kubbesi, üç kemerli ve kubbeli son cemaat yeri ile XVII. yüzyilin tipik eserleri arasinda yer alir. Kuzey cephesinde dört sütunun tasidigi üç kemerli son cemaat yerinde gerek sütun basliklarinin sadeligi ve gerekse mimaride görülen mütevazilik esere degisik bir görünüs kazandirmaktadir. Caminin karsisinda antik malzemelerin de kullanildigi bir çesme bulunmaktadir.
Harmanlar Mahallesinde bulunan camii kitabesine göre 1774 yilinda Elhac Mustafa adinda bir sahis tarafindan yaptirilmistir.
XVI. yy.da Abdullah Pasa tarafindan yaptirildigi söylenen caminin kitabesi yoktur. 1939 depreminde büyük hasar gören caminin avlusu içinde ayni döneme ait tek kubbeli bir türbe yer almaktadir. Dönemin tas isçiligini basariyla yansitan eserin sokaga bakan kösesinde bir de çesme bulunur.Tek kubbeli mescitlerden olan eserin plani, kuzeydeki son cemaat yeri ile birlikte muntazam bir dikdörtgen meydana getirmektedir. Tamamina yakin bir kismi depremle yikilan cami Vakiflar tarafindan eski durumuna uygun olarak restore edilmistir. Caminin kuzeybati kösesinde silindirik tugla gövdeli minaresinin sadece alt kismi eskidir. Gerek kubbe içi ve gerekse son cemaat yeri kubbeleri günümüzde yesil, kirmizi, mavi renkli kalem isleri seklinde nakislarla kapli ise de depremde yikilmadan önce caminin içinin barok üslupta bitki motifleri ile süslü oldugu bilinmektedir.
Arapça olan kitabesine göre1501 yilinda yapilmistir. Tek kubbeli bir mescit olan Alaca Minare Mescidinin plani, son cemaat yeri ile birlikte muntazam bir dikdörtgen meydana getirmektedir.Dis duvarlari moloz tastan yapilmis, kirpi saçaklarla son bulmus, duvarlarda taslar arasi derz yapilmistir. Kuzey cephede beden duvarlarinin uzantisi olan yan duvarlar ile ortada bir payenin tasidigi iki sivri kemer son cemaat yerini meydana getirmektedir. Minaresinde kirmizi tugla malzemesi kullanilmistir.
Şehrin Kuzeyinde ve en yüksek noktasında yaklaşık olarak otuz - kırk dekarlık bir alan üzerinde tesis edilmiş irili ufaklı muhtelif pavyonlardan oluşmuştur. Tapu sicil kaydına göre müessesenin Amerikan Misyoner Cemiyeti tarafından ilk kuruluş tarihi : Eylül 1292, (1876) dır. O zaman göre oldukça büyük ve konforlu bir Hastanesi, modern örgütlü kız ve erkeklere ait Okulu, zengin Kütüphanesi, Müzesi, Eczanesi, Laboratuarı, Marangoz Atölyesi, Sineması ve Rasathanesi vardı. Merzifon Amerikan Kolejinin sıcaklık, basınç ve yağış ölçen Rasathanesinin, 1847 den sonra Anadolu’da kurulan özel Rasatların en ciddilerinden olduğu Milli Eğitim Bakanlığınca yayınlanan «Tanzimat» adlı kitapta belirtilmektedir. Bu Koleje tahsil için Anadolu şehirlerinden başka Balkan Devletleri uyruklu öğrenciler de gelirdi. Birinci Dünya savaşı sırasında siyasî ilişkilerini kesen Amerikalılar, Koleji geçici olarak terk ettiklerinden bir süre (Şifa Yurdu) adiyle askerî hastane olarak kullanıldı. Mütarekeden sonra yöneticileri geri gelerek öğrenimi yine
sürdürmeye başlamışlardır. Öğretim heyeti arasında kadın ve erkek Türk öğretmenler de bulunuyordu. Harbin henüz kesin bir barışa bağlanmadığı, mütarekenin bu karışık günlerinde Rum öğrenciler Pontus Kulübü adıyla gizli bir cemiyet (Dernek) kurulduğu, Türk öğrencilerinden birkaç uyanık genç ve bir kadın tarafından Hükümete ihbar edilmesi üzerine Amasya’daki Merkez Ordusu Komutanı’nın emriyle 28 Şubat 1337 (1921) de âni baskınla aramalar yapılmış ve Pontusculuk Teşkilâtına (örgütüne) ait birçok gizli ve zararlı belgeler elde edilmiştir. Bu cemiyetin, öğrenci veya öğretmen adı altında Koleje sokulmuş bulunan ve çoğu Samsun, Bafra yörelerinden olan Rumlar tarafından kurulduğu ve merkezinin yabancı Devletlere kadar uzandığı anlaşılmış ve zamanında yakalandıklarından atılımları yarım kalmıştır.
İstiklâl Savaşından sonra yalnız kız öğrencilere ait olarak ilkokul derecesinde (düzeyinde) ve sınırlı kadro ile yine öğretime Milli Eğitim Bakanlığınca izin verilmiş ise de 1938 yılında tüm binalar Hükümetçe satın alınarak Milli Savunma Bakanlığı emrine verilmesi sonunda, müessese tamamen dağılmıştır. Bir süre 8. Kolordu merkezi olarak kullanılmış, daha sonra Kara Astsubay Okulu’na tahsis edilmiştir.