Merzifon Eski Hamam
Mimarî tarzından ve çok eskiliğinden Bizanslılar zamanından kalma olup Kiliseden bozulduğu eskiden beri abartılarak söylenir. Kâtip Çelebinin Cihannüma’sında Kâfir Hamamı diye kaydettiği hamamdır. Baş taraflarda da anlatılan el yazması, imzasız kâğıtta bu hamam hakkında şöyle bir söylenti vardır:
«Güya Ziyuskrüs adlı bir Rum komutan Taşan Dağının Vezirköprü yakasındaki Beyviran köyünde oturur, Merzifon ve dolaylarına hükmedermiş. Miladın 190. yılında bir seferde iken Varvara ismindeki kızı, o zaman pek yayılmamış olan Hıristiyan Dinini kabul ederek bu hamamın yerine bir kilise yapılmasına ön-ayak olur. Babası dönüşünde kiliseyi görünce kızıp derhal yıktırmış ve kızını da idam etmek isterken kız Taşan Dağına kaçarak saklanmış, babası orada ele geçirerek öldürmüş, cesedini Turhal’a gömdürmüş. Hikâye bu kadar. Yalnız Merzifon’daki Katolik
Hıristiyanlarca Varvara adındaki bu kadının Azize’den (kutsal) tanındığı, vaktiyle Taşan Dağının Yuvala Tepesi mevkiinde her yıl (yaz mevsiminde) toplanılarak onun adına âyinler yapıldığını o günlere tanık olan yaşlı kimselerden işitirdik. Bu söylentinin hakikate ne ölçüde uygun olduğunu kesin olarak açığa çıkaracak bir belge yoktur. Ancak dış kapısındaki kitabesi Çelebi Sultan Mehmet devrinde konulmuş olup yapının, bu yöre alınmazdan çok önceleri var olması ve Kâtip Çelebi’nin de eserinde Atik Kâfir Hamamı diye kaydetmektedir. Bu söylentiye bir yönden gerçek payı çıkarmakta ve yapının uzun bir geçmişe sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

ESKİ HAMAM (ATİK KAFİR HAMAMI)
(TÜRK MİTOLOJİSİ; EFSANELERİMİZ)
Çok çok eskilerde, müslümanlık gelmemişken, İsa yeni doğmuşken Merzifon’da Ziyokrüs adında bir kral hüküm sürermiş. Bu kralında Varvara adında bir kızı varmış.
O zamanlar Anadolu’da hıristiyanlık pek yokmuş. İnsanlar ateşe, putlara, güneşe tapıyorlarmış. Bunlar adına tapınaklar yapıyorlarmış.
Varvara adaleti seven güvenilir bir kızmış. Şehirdeki insanlara bir yere giderken eşyalarını ona emanet ederlermiş. Hatta kral bile yolculuğa çıkmadan önce anahtarlarını ona teslim edermiş. Ama hıristiyanlarda Varvara’ya eşyalarını bırakmaya başlayınca babası şüphelenmiş. Üstüne üstlük sarayda bazı fitneciler krala kızının İsa’ya ibadet ettiğini, hıristiyan olduğunu söylemişler.
- Kızın İsa’nın peşinden gidiyor. Hıristiyan olmuş, diye babaya kızını gammazlamışlar.
Babada bu söze kanmış. Fakat kızına da kıyamamış. Şimdiki Çorum yolundan solda içerlek bir vadi tabanında Salhan çayının kenarından başlayıp koca bir kayayı oydurarak bir göz oda yaptırmış. Kızını bu odaya hapsetmiş. Oda o şekilde yapılmış ki, gün ışığı almazmış. Tek çıkışıda dik bir merdivenle vadi tabanındaki dereye imiş.
Aradan az bir zaman geçmiş ki kral, kızını rüyasında görmüş. Kızı bir kayanın üzerinde ak-pak oturuyormuş ve ağlıyormuş. “Ben günahsızım istersen gel bak, gözlerinle gör” diyormuş.
Kral ertesi sabah erkenden atlanmış. Adamlarıyla birlikte kızını hapsettiği kayanın başına gitmiş. Bir de ne görsün? Aynı rüyasındaki gibi kızı bir kayanın başında oturup ağlayamıyor mu? Kızını hapsettiği taştan oyulmuş oda yıkılmış. Yalnızca dere kıyısına inen üstü kapalı merdiven kısmı kalmış. Kızıda merdivenin başında oturmuş ağlıyor. Kızına bu işin nasıl olduğunu sormuş:
- Akşam büyük bir gürültü ile mağara başıma yıkıldı. Ama ben kurtuldum. Yanıtını almış. Kral “Bu işte bir keramet var ” diye düşünmüş.
- Ben seni boşuna suçlamışım. Adalet yerini buldu. Diyerek kzıını sarayına geri getirmiş.
Aradan çok zaman geçmiş. Kral kızı Varvara bu kez ciddi olarak hıristiyanlığa geçmiş. Babasından gizli gizli İsa’ya ibadet etmeye başlamış. Bu arada Kral Ziyokrüs’ün yine savaşa gitmesi gerekmiş. Kızının hıristiyan olduğunu bilmediği için de çağırıp hazinesinin anahtarlarını ona teslim etmiş. Giderkende:
- Göreyim seni ben dönünceye kadar Güneş tanrıya yakışır bir tapınak yaptır demiştir.
Varvara’nın ise inanmadığı bir tanrıya tapınak yaptırmak zoruna gittiğinden kilise yaptırmaya karar vermiş. “Babam dönerse hamam yaptırdım derim, dönmezse kilise olarak kullanırım” diye düşünmüş.
Kral Ziyokrüs’ün savaştan dönmesi gecikmiş. Kızı Varvara’da babasından ümidini kesmiş. Yaptırdığı binayı kiliseye çevirip ayinler yapmaya başlamış. Ama ne varki kral dönmüş ve kızı Varvara’yı öldürerek bugün Hıra köyü yakınlarındaki “Cin kalesi” denilen tepeye güneş tanrısına adak olarak gömdürmüş. Üzerine de güneş tapınağı yaptırmış.
Varvara’nın yaptırdığı kilise mi hamam mı belli olmayan binayı ve diğer hıristiyanların binalarını ise içindekilerle birlikte toprağa gömdürmüş. Böylece bu rezaleti tanrısı güneşten saklamak istemiş.
Tüm bu olayların üzerinden bin yılı aşkın bir zaman geçmiş. Müslümanlar, Türkler Anadolu’ya gelmiş. Bir müslüman Türk köylüsü tarlasını sürerken sapanın ucuna hamam mı kilise mi karar verilemeyen binanın bir kenarı takılmış. Toprağı eşeledikçe toprağın altında koca bir bina yattığı anlaşılmış. Şehir halkı hep birlikte binayı açığa çıkarmışlar binanın içi samanla dolu imiş.
- Boşaltmaya uğraşalım samanı yakalım, demişler.
Aslında yakmayıp boşaltsalarmış daha iyi olacakmış. Çünkü binanın içi altın yaldızla işlenmişmiş. Bu işlemeler yangınla erimiş yok olmuş.
Bina ortaya çıkınca şehirdeki hıristiyanlar binayı kilise olarak kullanmak istemişler.
- Bu bina efsanelerde adı geçen, İsa’nın havarilerinden kutsal Varvara anamızın yaptırdığı kilise olmalı. Bize verin kilise olarak kullanalım, demişler.
Müslümanlar ise buranın bir kilise değil bir hamam olduğunu söylemişler. Çünkü kurnaları ve su şebekesi varmış. Yalnız su haznesi yokmuş. Onu da Çelebi Mehmet yaptırmış ve bugün bile kullanılan eski hamam ortaya çıkmış.
Türnük bucağına bağlı Löşdüğün köyünün batısında ve Salhan çayının yatağını teşkil eden bir boğazın içerisinde “Kız kayası ” denilen eski bir eser vardır. Bu eser sivri bir kayanın içi oyularak yapılmış, tabanından tepesine kadar merdivenle dolambaç bir yol açılarak tabii ve sağlam bir kule şekli verilmiştir. (Minare merdivenleri gibidir ama içinde insan ayakta duramaz. Oturarak inmek çıkmak zorundadır.)
Yalnız halk arasında söylendiğine göre; ilk hıristiyanlar bu vadi tabanına saklanıp yaşamışlar. Vadi tabanında bir takım oyuklar gördüysem de insanların yaşayabileceği gibi derin değil. İnsan eliylemi oyulmuş yoksa doğal oyuklar mı onuda anlayamadım.
Ayrıca Taşan dağının yuvala tepesi mevkiinde her yıl yaz mevsiminde rumlar toplanır ve Varvara adındaki bu kadın azizenin adına ayinler yaparlarmış. Yaşlılardan dinledim. Bugün Merzifon’da rum olmadığından bu alışkanlık devam etmiyor. Yaşlıların eski bir manastırın kalıtısı olduğunu söyledikleri yıkıntılara köylüler Cin kalesi demektedir. Kalıntıların manastır kalıntısı mı yoksa kale kalıntısı mı olduğunu anlayamadım.
Eski hamamın külhanı da kendisine göre daha yakın zamanda yapılmıştır. Bu da bir bakışta farkedilmektedir.
KARA MUSTAFA PAŞA HAMAMI
Kara Mustafa Pasa Külliyesi içinde yer alan hamam külliye merkezinin kuzeyinde ve takriben 300 metre kadar uzağında Hacıbali mahallesinde, tarihi kalenin bulunduğu tepenin kuzey eteklerinde inşâ edilmiştir. Külliye binalarından kopuk ve uzakta inşa edilmiş olmasının en önemli nedeni, merkezde daha önceden yapılmış olan hamamların varlığıdır.Paşa’nın Sadrazamlığı zamanında inşasına başlanmış ve Marınca’da yaptırdığı cami’den bir yıl sonra tamamlatılmıştır. Geleneksel Osmanlı mimarisi örneklerindendir.
Kitabesinden de anlaşıldığı gibi 1678 de Pasa Camiine ek olarak yaptırılmıştır. Tek hamam halindeki eserin soyunmalığı kesme tastan yapılmıştır. Arapça kitabesinin tercümesi ; (Bu binanın inşası Sultan İbrahim’in oğlu Sultan Mehmet Han zamanında Sadrı-azam Merzifonlu Mustafa Paşa eliyle vaki olmuştur. Sene 1092, M. 1678).
Hamam isleticileri tarafından izinsiz olarak zaman zaman yapılan onarımlarla iç mekan tarihi özelliklerini büyük oranda kaybetmiştir.
TUZ PAZARI HAMAMI
Külliye binalarının yaklaşık 100 metre kadar güneyinde, kendi adini aldığı Pazar meydanında bulunmaktadır. Kara Mustafa Pasa Vakfından olduğunu belirleyen hiçbir yazılı belge olmamasına rağmen, genel bir temâyül olarak vakıftan olduğu kabul edilmiştir.Kesme tastan yapılmış duvarlar arasında üçer sıra tuğla kullanılarak dış duvarlara ayrı bir güzellik kazandırılmıştır. Hamamın kuzey yönündeki kesme taştan giriş kapısı bulunmaktadır. Dikdörtgen planlı soyunmalık kısmı sekizgen kasnak üzerine oturan bir kubbe ile örtülüdür. Bu kubbe dıştan oluklu kiremitle kaplanmıştır. Kare plandan kubbeye trompların yardımı ile geçilmiştir. Merkezi kubbenin dışında kalan alanlar aynalı tonozlarla örtülüdür. Ayrıca tromplar arasında her duvarda kaş kemerler bulunmaktadır. Böylece soğukluk iki kemerle üç bölüme ayrılmıştır. Sıcaklık kısmı kare planlı olup, bunun da üzeri merkezi bir kubbe ile örtülüdür. Sıcaklık dört eyvanla genişletilmiş ve dört köşesine de dört halvet hücresi yerleştirilmiştir.
Kendisine ait bir tarih bildiren herhangi bir kitabesinin olmaması nedeniyle yapılış tarihi kesin olarak bilinmemektedir.Değişik kaynaklarda verilen tarihler ise hatalıdır.
ÇİFTE HAMAM
Kadın ve erkeklere mahsus ve birbirine bitişik olarak yapılmış iki hamamdan ibarettir. İnşası Fatih Sultan Mehmet zamanındadır. Ünlü Evliyat Çelebi’nin kırk kurnası olduğundan ve bir tarafında gececilerin, bir yanında dabakların (Debbağ) sanatlarını işlediklerinden bahsettiği hamamdır. Aslında berikisinin ondört kurnası vardır. Yapılışından beri değişiklik gördüğüne dair hiçbir iz, belge var olmadığına göre Çelebi’nin âdeti gereği abarttığı anlaşılmaktadır. Kapısı üzerindeki mermer levhaya işlenmiş olan Arapça kitabesinin tercümesi : (Bu Hamam Sultan Murat Han’ın oğlu Sultan Mehmet emriyle yapılmıştır. Allah Mülkünü daim etsin. Sene 878, M. 1462).